"... Sonra bu ikisi şehirden kaçıp, kutsal kalıntılar diye bahsedilen yere gitmek için yola çıkıyorlar. Şimdilik bu kadar."
Sarah başını salladı. İlgilenmiş gibi görünmek için çok çabalıyordu ama konu o kadar sıkıcı gelmişti ki, istemsizce derin bir nefes aldı; " Yaani, kulağa enteresan geliyor ama pek benim tarzım değil gibi..."
" Aslında biraz daha ilerletsem konu daha hareketli yerlere gelecek ama pek zamanım olmuyor yazmaya. İş güç derken uğraşamıyorum."
" Ne iş yapıyorum demiştin?" diye sordu Sarah. Evet; konuyu değiştirmek için güzel fırsat yakaladı. Peki madem... " Bi firmada satış sorumlusuyum."
" Anladım. Ben bi bira alıp geliyorum."
" Tamamdır."
Elindeki bira şişesinin yarıya kadar dolu olduğunu görebiliyordum. Masadan kalkıp uzaklaşmasını izledim. 'Ve bu geceki eğlence planlarım da onunla beraber Mika'nın yanına gidiyor' diye geçirdim içimden.
Mika, bu içinde ' mahsur' kaldığım doğumgünü partisinin sahibiydi; 32 yaşında; 1 55 boyunda, kumral kıvırcık saçlarını savura savura ortalıkta oradan oraya sıçrayarak dolaşan sevimli bir kız çocuğuna benziyordu. Sevgilisi Antuan, ona sürpriz doğumgünü hazırlamak için yaklaşık 1 ayını harcamıştı. Çiçekler, özel yatla deniz turu, Kız Kulesi'nde yemek, türlü türlü hediyeler; daha aklımda tutamadığım ( ya da umursamadığım) bir sürü şey... Antuan tam olarak ' aradığım adam' sınıfına uyuyordu Mika'nın; ' gönlü bol, bir dediğini iki etmeyen, düşünceli, yumuşak kalpli, sadık...' Liste böylece uzayıp gidiyordu. Adam resmen benim olmadığım herşeydi. Nereden mi biliyorum? Evet, tahmin ettiğiniz gibi, Mika ile geçmişimiz biraz hararetliydi. Saydığım liste de, Mika'nın benden ayrılma sebeplerinin tam listesiydi.
Sarah, Mika'nın kulağına eğildi. Kısa bir bakışmanın ardından Mika gözlerini bana çevirdi. Sarah'nın omzuna hafifçe dokundu ve yanından ayrılıp bana doğru yürümeye başladı. Sarah da diğer tarafa doğru yürüyüp merdivenlerden yukarı çıkmaya başladı.
Mika yanımdaki sandalyeye oturdu ve yeşil-sarı renkli kokteylini masada duran bardak altlığının yanına koydu. Bundan nefret ettiğimi çok iyi biliyordu. Müzikten dolayı sesini duyamayacağımı düşündüğünden bir elini bacağımın yakınına koydu ve kulağıma doğru eğildi;
" Yeteneklerinden hiçbir şey kaybetmemişsin." dedi yumuşak bir sesle. Yüzyüze geldiğimizde suratında o her zamanki sevimli ama alay eden gülümsemesi vardı. Tekrar kulağıma eğildi; " Yine o hikaye konusunu açtın değil mi; hani şu asla sonunu getiremediğin?"
Mika ile ayrılmamızın üstünden 2 buçuk sene geçmişti. Benim umutsuz vaka olduğumu, kimsenin benimle bir gelecek istemeyeceğini, kendime çekidüzen vermezsem kesinlikle yalnız bir hayat süreceğimi söyleyip arkasını dönmüş ve Almanya'ya doğru yola çıkacak uçağına gitmek için valizini sürükleye sürükleye kontrol kapısından geçmişti. Diğer tarafa geçtikten sonra son kez arkasına dönüp bana el salladı ve yürümeye devam etti.
Bunun onu son görüşüm olacağını düşünmüştüm. Ta ki 1 ay önce beni arayana kadar.
Nedense numarasını silmemiştim. Çevapsız çağrısını gördüğümde ' muhtemelen yanlışlıkla aradı' diye düşündüm. Bir süre sonra tekrar aradı. Bu sefer telefon elimdeydi;
" Efendim?"
" Ayyy Gabriel Selaaaam. Nasılsın yaaa!? Çok zaman oldu görüşmeyeli!"
" İyi, bildiğin gibi; senden naber?"
" Ay nolsun işte! Antuan'la istanbul'a geldik. Bir süre buralarda olucaz."
Antuan adını ilk o zaman duymuştum. " Güzel. Hoşgeldiniz."
" Sağol. Ya şey diycem; Antuan seninle tanışmak istiyor da, adını çok duydu çünkü." Sevimsiz bir kahkaha attı; " Bir ara ayarlasan da görüşsek hep beraber; sen de kız arkadaşını falan getirirsin, ne dersin?" Az öncekinden daha da sevimsiz bir kahkaha daha attı.
O kadar zaman sonra, durduk yere beni arayıp sevgilisiyle ( ya da kocasıyla, artık her neyse) tanıştırmak istediğini söylemişti. Sevgilim olmadığından adı gibi emin olmasına rağmen; sırf beni sinir etmek için kurduğu o cümlenin sonunda attığı kahkaha resmen beynimin içinde yankılanmıştı.
" Ya bu aralar pek müsait olmuyorum ama bi bakarım; ayarlayabilirsem haber veririm." Başımdan savmak için söyleyecek daha iyi bir şey düşünememiştim açıkcası.
" Aman ne işin olacak Gabriel; ikimiz de biliyoruz seni, anca başından savmaya çalış! Neyse, haber bekliyorum o zaman en kısa zamanda. Bay baaaay"
Cevap vermeden telefonu kapadım.
Aradan bir kaç gün geçmişti ki, telefonum tekrar çaldı. Bu sefer Arayan Antuan'dı;
" Gabriel selam; ben Antuan. Numaranı Mika'dan rica ettim, umarım sorun değildir."
" Bunu düşünmek için biraz geç kalınmış gibi... Evet Antuan, seni dinliyorum?"
" Haklısın. Mika'nın doğumgünü için bir kaç planım var ama tek başıma yapabileceğimi düşünmüyorum; gidilecek yerler konusunda bana yardımcı olabilir misin?"
Böylece, Antuan'nın neden benimle tanışmak istediği konusu da açıklığa kavuşmuştu. Mika benden nasıl bahsetti bilmiyorum ama belli ki zararsız bir karakter olarak görülüyordum bu ikilinin gözünde.
Antuan'nın ricasını kabul ettim. Neden mi? Hiçbir fikrim yok... Belki Mika için bir şeyler yapma fikri hoşuma gitmişti. Belki de boş boş oturmaktan sıkılmıştım. Çünkü Mika haklıydı, yapacak hiçbir işim yoktu. Bütün gün müzik dinleyip sahilde yürüyüşe çıkmak dışında aktivitem kalmamıştı. Son çalıştığım yerden de nazikçe kovulduktan sonra tam bir emekliye dönüşmüştüm.
Ortamdaki müziğin sesi azalmıştı. Artık karşılıklı duruyorduk.
" O hikayeyi bir gün bitireceğimi biliyorsun, değil mi?" Mika bıyık altından güldü;
" İkimiz de o hikayeyi bitirmeyeceğini çok iyi biliyoruz. Sen başladığın hiçbir şeyin sonunu getiremezsin. Ki gördüğüm kadarıyla artık yeni bir şeye başlamayı da pek beceremiyorsun." derken yanımdan kaçan arkadaşını ima ederek başını hafifce geriye doğru salladı.
" İlgi alanlarımızın farklı olması benim suçum değil. Ayrıca rock dinlemeyen biriyle işim olmaz, biliyorsun"
" Her zaman bir bahanen var; biliyorum. Neyse, daha fazla arkadaşımı kaçırma yeter. Ayrıca biraz eğlenmeye çalış, olur mu? Tekrar ne zaman biri seni sosyalleşmen için zorlar bilemeyiz." Yeşil - sarı renkli kokteylini kafaya dikip yanımdan kalktı ve barda duran arkadaşlarının yanına doğru yürümeye başladı.
Biraz hava almak için dışarı çıkmaya karar verdim. Zaten ortamın müziği de hiç bana göre değildi. Basık ortamlara da hiç gelemiyordum. Memnuniyetsizlik kotamı yavaş yavaş dolduruyordum. Sigaramı, çakmağımı ve telefonumu bir elime, çeketimi diğer elime alıp merdivene doğru yöneldim. Mika yanından geçerken kolumdan çekip beni durdurdu;
" Nereye?"
" Biraz dışarı çıkıp hava alıcam, buralardayım."
" Tamam bir yere kaybolma; daha gece uzun."
Başımı hafifce öne doğru tamam anlamında eğdim. İçimden ' Sikicem gecenizi deee eğlencenizi deee' diye geçirdim. Benim burada ne işim var ki? Evimde oturmuş kahvemi içerken dizi falan izliyor olmam gerekirdi. Onun yerine, eski sevgilimin yeni sevgilisinin düzenlemesine benim de yardım ettiğim doğumgünü partisinde sıkıntıdan patlamamak için çaba sarf ediyordum.
Kapıdan dışarı çıktım. Ceketimi giydim ve kapının hemen yanına yaslandım. Burası dar, uzun bir sokak arasıydı. 5 kişinin yanyana ancak sığabileceği sokakta sıra sıra bir sürü eğlence mekanı vardı. İnsan kalabalığı hiç bitmiyordu. Karşı duvardaki yuvarlak yüksek masalar ve bar tabureleri hep doluydu. Bazıları yer boşalsın diye ellerinde içecekleriyle ayakta bekliyorlardı.
Hafif esintili, serin bir Sonbahar gecesiydi. Mekanlardan gelen müzik yüzünden esintiyi duymak pek mümkün değildi ama yüzüme vuruşunu hissetmek hoşuma gidiyordu. Sigaramı kutusundan çıkardım. Çakmağımı elimle siper ettim ve sigaramı yaktım.
O anda bir silah sesi yükseldi. Ses sokağın bana göre uzak ucundan gelmişti. Herkes silah sesinin geldiği yöne dikkat kesildi. Bir süre sonra insanlar çığlık çığlığa sokağın içine doğru koşmaya başladılar. Kalabalık bir anda sele dönüştü. İnsanlar birbirlerini ezerek koşturuyorlardı. Ezilmemek için kendimi son anda kapıdan içeri attım ve yere düştüm. Doğrulup kapı tarafına döndüm. İnsanlar delirmişçesine koşmaya devam ediyorlardı. Şaşkınlıktan bakakalmıştım.
Bir süre sonra kalabalık azaldı ve iki kişi içeriye dalıp kapıyı kapattılar. İçlerinden daha uzun ve yapılı olanı kapıya sırtını dayadı ve içeriye doğru seslendi;
" Kapının önüne koymak için ağır bir şeyler getirin; hemen!"
Yerde oturmuş adamın kapıyı sırtlayışıını izlerken, neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. İçerdeki herkes benimle aynı şoku yaşıyor olacak ki, kimse adamın sözlerine tepki veremedi.
" Ne bakıyorsunuz? Bir şeyler getirin!"
Barmen barın arkasından cevap verdi; " Neler oluyor?"
" Önce şu kapıyı kapatmama yardım edin!"
Barmen, adamın hareketlerine anlam verememişti ama o an yapılacak fazla bir şey de yok gibi görünüyordu. Barın arkasındaki bira fıçılarını yanındaki çalışanlara işaret etti. Çalışanlardan biri ayağıyla beni tekmeleyerek kenara doğru ittirdiğinde ancak kendime gelebilmiştim. Ağzımdaki sigara nasıl olduysa düşmemişti. Ama o anki panikten nasıl çektiysem filtresine kadar yanmıştı. Ağzımda filtrenin yanık tadını o an hissettim. İzmariti ağzımdan tükürdüm ve ayağa kalktım.
Çalışanlar fıçıları kapının önüne yığmaya devam ediyorlardı. Yeterli olduğuna karar verdiklerinde, barmen adama döndü; " Evet, dışarda neler oluyor?"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder